Sizden Gelenler

Akışına Bırak

Akışına Bırak

Yaşıyoruz, evet. Toplumun bizden nasıl biri olmamızı istediği gibi yaşıyoruz; toplumun yanı sıra ailemizin bizi karşılaştırdığı karşı komşunun kızından/oğlundan daha iyi olabilmek için yaşıyoruz. Sevmek için değil, herkes bizi sevsin diye yaşıyoruz çoğu zaman. Toplumun içinde bir yer edinebilmek için o edindiğimiz yerin derecesi ile bize saygı duysunlar diye yaşıyoruz. Hiç demiyoruz ki olduğumuz yer daha doğrusu olmak istediğimiz yer neresi ise bizi orada sevsinler. Daha doğrusu bizi olduğumuz gibi sevebilsinler veya illaki birinin bizi sevmesini beklemeden biz sevelim kendimizi ya da herkes bizi sevsin diye çırpınmayı bırakıp biz artık sevelim birilerini. Tabii karşılıksız bir sevgi ile… Bu zamanda karşılıksız çıkarsız sevgi var mı diyecek olmayın sakın var çünkü. Sadece sevgili anlamında da düşünmeyin. Bir annenin- babanın evladına olan sevgisini düşünün ilk önce. Sonra bir parkta ayağımıza sürtünen kedinin sevgisini ve sizin ona duyduğunuz sevgiyi. Bu sevgilerin bir çıkarı yoktur. Çünkü gerçek sevgi çıkar ilişkisi gütmez. Her sevginin de kusursuz olmasını beklemeyelim ama. İnsan hata yapar. Fazlaya kaçmayan küçük hatalarımızla sevelim. Toplum içindeki yerini bilmeden insan olduğu için sevelim.

Günümüzde en unutulan mesele de bu bence. Karşılaştığımız insanın dış görünüşüne göre anında yargılayabiliyoruz. Hatta örnek vermek gerekirse Türk-İngiliz ortak çalışmasında; standart üretilmiş takım elbise giyen insanların ve özel dikim takımları olan insanların fotoğraflarına gönüllü insanların 5 saniye bakması istenmiş. Sonucunda ise bu insanlardan özel dikim takım elbisesi olanları daha başarılı değerlendirmiş gönüllü insanlar. İlk 5 saniyede dış görünüşleri ile bu yargıya varılabiliyor ise 1 dakika içinde neler düşüneceğinizi tahmin edebiliyor musunuz? Halbuki bütün oluşacak önyargılarımızı bir kenara bırakarak en azından karşımızdaki insanla sohbet ettikten sonra ona kendini tanıtma şansı verdikten sonra yargılasak, değil mi? O zaman sevip sevmemeye karar verebilsek. Ama son zamanlarda insanlar birbirlerini kalbi ile de yargılamıyor ki, kalplerinin önüne yer etmiş nesnelerle yargılıyorlar. Bu bağlamda anlattığım şey sadece insanların birbirini yargılayarak sevmesi. Ama asıl anlatmak istediğim tüm bu olaylardan şu ki, akışına bırakmak. Bırakalım ki insan ne olmak istiyorsa nasıl biri olmak istiyorsa öyle olsun, hangi mesleği seçmek istiyorsa onu seçsin. O işini sevsin ki biz de onun yaptığı işi sevelim. Belki de onun yaptığı iş için onu sevelim. Tabii tanıyabildiğimiz tek alan onun işi ise. Ayrıca akışına bırakmak hayatta tek meslek bağlamında da düşünülemez. Örneğin geçen zamanlarda sürekli gördüğüm bir rüya var: Bir masada otururken sakarlık yapıp bardağı döküyor, kırıyorum. Her seferinde “Hayır bu sefer bu bardağı döküp sakarlık yapmayacağım.“ dedikçe yine o bardağı döküyorum. Sonra bir gün Başak Sayan’ın bir kitabındaki sözünü görüyorum: “Oysaki yaşanan olayı reddetmek yerine hazmettiğimizde hem o olayın barındırdığı mesajı görebilir hem de onu bir sorun haline getirip tüm yaşamımızı etkilemesini engellemiş olursunuz.” O gün, gece uyumadan başımı yastığa koyup tekrar masada oturduğumu hayal ediyorum. Bardak yine koluma çarpıyor, içindeki sıvı yine dökülüyor masaya, ben yine utanıyorum ve bu durumdan rahatsızlık duyuyorum. Hemen o durumu düzeltmek adına masayı silerek bardağı kaldırıyorum. Tüm bunları çok hızlı ve acele bir şekilde yapıyorum.

1 2Sonraki sayfa

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu